ANTALYA KÜLTÜR SANAT

Salih Levent Uğurlu’nun yeni kitabı “Yarının Yurdu” okurla buluşuyor

Bir ülkenin hafızası nasıl şekillenir? Bir toplum geleceğini nasıl hayal eder? Siyaset, dil ve insan arasındaki ilişki hayatlarımızı ne kadar değiştirir? Salih Levent Uğurlu, “Yarının Yurdu”nda bu soruların peşine yedi öyküyle düşüyor.

25 Eylül 2026 224 okunma 5 dk okuma
Salih Levent Uğurlu’nun yeni kitabı “Yarının Yurdu” okurla buluşuyor

ANKARA - BHA

Siyaset ve iletişim alanındaki çalışmalarıyla tanınan Salih Levent Uğurlu’nun yeni kitabı “Yarının Yurdu”, Atayurt Yayınevi tarafından yayımlandı. Yedi öyküden oluşan kitap; siyaset, toplum, insan, hafıza, dil ve medeniyet temalarını geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor.

Uğurlu, ilk kitabı “Siyasette Algı Yönetimi” ile akademik bir perspektiften incelediği siyasal ve toplumsal meseleleri bu kez edebiyatın imkânlarıyla anlatıyor. Kavramların ve siyasal süreçlerin yerini bu kez insan hikâyeleri, farklı coğrafyalar ve kurmaca dünyalar alıyor.

Eserde “Şafaktan Önceki Sessizlik”, “27 Vakkas Vakası”, “Aynadaki Yüzler”, “Ülkücü Komünist”, “Son Durak”, “Sessiz Akort” ve “Tunç” adlı yedi öykü yer alıyor.

Uğurlu, iki kitap arasındaki farkı anlatırken bu değişimin temelindeki arayışı şöyle ifade ediyor:

“İlk kitabımda siyasete ve iletişime akademik bir mesafeden bakıyordum. Kavramları tanımlıyor, siyasal davranışları ve algı süreçlerini analiz ediyordum. Yarının Yurdunda ise aynı meselelerin insan hayatındaki karşılığını görmek istedim. Bir kavramı sayfalarca açıklamak yerine, o kavramın bir insanın hayatında neye dönüştüğünü anlatmak daha güçlü olabiliyor.”

Toplum çıldırırken, edebiyata mesafeli kalmak zaten anlaşılır değildi

Uğurlu, edebiyata yönelişinin yalnızca kişisel bir tercih değil, içinde yaşanılan dönemin toplumsal atmosferine verilen bir cevap olduğunu ifade ediyor. Toplumsal çalkantıların, okul baskınlarının ve yolsuzluk skandallarının gündemi belirlediği bir dönemde edebiyatın yalnızca estetik tartışmalar ve “Masumiyet Müzeleri” üzerinden konuşulmasını yeterli bulmadığını belirten Uğurlu, “Edebiyatta, sinemada böyle çalkantılı bir dönemin yansımalarının olmamasını anlamıyordum. Sonra kendime ‘Ben neden yapmayayım?’ dedim. İstediğiniz kadar siyaseti ağdalı cümlelerle anlatın. Böyle bir dönemde edebiyatta kıvılcım olmak zorunda. Siyasetçiden halka herkesin kendini sorgulaması gerektiği bir dönemden geçiyoruz. Bu da edebiyatla mümkün. Benim edebiyata girmem biraz da bu nedenle bir zorunluluk oldu” diyor.

Bir kitaptan yedi ayrı dünyaya

“Yarının Yurdu”, geleceğe ilişkin mitolojik bir tahayyülle başlayan ve Anadolu’da son bulan bir anlatı yolculuğu kuruyor. Kitabın ilk öyküsü “Şafaktan Önceki Sessizlik”, eserin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Mitolojik bir anlatımdan yararlanan öykü, geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiyi farklı bir zaman anlayışı üzerinden sorguluyor. Ardından anlatının coğrafyası ve meseleleri genişliyor. “27 Vakkas Vakası” toplumsal yozlaşmayı politik hiciv üzerinden ele alırken, “Aynadaki Yüzler” Kafkaslar’a uzanıyor. “Ülkücü Komünist”, Balkanlar üzerinden coğrafyaların ezberlere sığmayacağı, ancak kendine özgü gerçekleriyle somut bağlar kurulacağını vurguluyor.

“Son Durak” politik hiciv çizgisini sürdürürken, “Sessiz Akort” dilin ve söylemin insan zihnini ve toplumsal algıyı dönüştürme gücüne odaklanıyor. Kitabın final öyküsü “Tunç” ise anlatıyı Anadolu’ya taşıyarak geçmişten geleceğe uzanan çizgiyi Anadolu’nun tarihsel hafızası üzerinden tamamlıyor.

Bu yönüyle kitap, birbirinden bağımsız yedi hikâyeden oluşmanın ötesinde, farklı coğrafyaları ve dönemleri birbirine bağlayan ortak bir düşünsel eksen kuruyor.

Eser, yalnızca kurmaca dünyalardan beslenmiyor. Ankara’da profesyonel olarak çok sayıda siyasi parti genel merkezinde görev yapan Uğurlu’nun çalışma hayatında tanık olduğu olaylar, insan ilişkileri ve siyasal atmosfer de bazı öykülere farklı biçimlerde yansıyor. Gerçek kişi ve olayların doğrudan aktarımından ziyade, yaşanmışlıklardan ve gözlemlerden hareket eden anlatılar, kurmaca içerisinde yeniden şekilleniyor.

Uğurlu, öykülerin okura hazır cevaplar vermek yerine düşünme alanı açmasını amaçladığını söylüyor:

“Öyküleri yazarken okura hazır cevaplar vermek istemedim. Bir medeniyet tasavvurunu yalnızca kavramsal bir metinle anlatabileceğimizi düşünmüyorum. İnsanların yaşadığı coğrafyalar, kullandıkları dil, taşıdıkları hafıza ve gelecek hayalleri de bu tasavvurun parçalarıdır. Yarının Yurdu kendi medeniyet tasavvurunu hikâyeler aracılığıyla kuruyor.”

“Yarının yurdu hazır bir yerde bizi beklemiyor”

Kitabın adı, bu düşünsel arayışın merkezinde yer alıyor. Uğurlu’ya göre “Yarının Yurdu”, hazır bir coğrafyanın değil, gelecekte kurulması düşünülen hayatın ifadesi.

“Yarının yurdu benim için yalnızca üzerinde yaşayacağımız bir toprak parçası değil. Bir toplumun gelecekte nasıl bir hayat kurmak istediğiyle ilgili bir tahayyül. Geçmişten gelen bir hafızamız, bugün yaşadığımız bir gerçeklik ve henüz kurulmamış bir gelecek var. Kitaptaki öyküler bu üç zaman arasındaki ilişkiyi ele alıyor.”

Bu düşünce kitabın kapağında da karşılığını buluyor. Kapakta eski Türk devletlerinin şehirleşme ve medeniyet birikimini temsil eden unsurlarla modern Türk devletlerinin başkentlerine ait simgeler bir araya getiriliyor. Uğurlu, kapak tasarımını geçmişten geleceğe uzanan bir çizginin görsel karşılığı olarak tanımlıyor:

“Kapağın tasarımında kitabın temel fikrini görünür kılmak istedik. Bir tarafta eski Türk devletlerinin şehirleşme ve medeniyet tecrübesi, diğer tarafta modern Türk devletlerinin başkentleri var. Bu, geçmişten geleceğe uzanan bir çizgi. Yarının Yurdu da bu çizgi üzerinde duruyor. Geçmişi romantikleştirmek ya da geleceği hazır bir reçeteyle tarif etmek yerine, ikisi arasındaki ilişkiyi sorguluyor.”

Akademik bakıştan edebiyatın dünyasına

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Uğurlu, medya sektöründe TRT Türk, Beyaz TV ve Duru TV gibi kurumlarda sunuculuk, seslendirme ve editörlük yaptı. Ankara’daki profesyonel çalışma hayatında farklı siyasi parti genel merkezlerinde de görev alan Uğurlu, siyasal iletişim ve algı yönetimi alanında akademik çalışmalar yürüttü.

İlk kitabı “Siyasette Algı Yönetimi” ile bu alandaki çalışmalarını yayımlayan Uğurlu, Yarının Yurdunda aynı düşünsel ilgiyi edebiyat üzerinden sürdürüyor.

İki kitabın ilişkisini “biçimsel olarak farklı, düşünsel olarak bağlantılı” sözleriyle açıklayan Uğurlu, şöyle konuşuyor:

“İlk kitapta siyasal iletişim ve algı yönetimini akademik olarak ele alıyordum. Burada ise insanın, toplumun ve siyasetin hikâyelerini anlatıyorum. Birinde analiz, diğerinde hikâye ön planda. Ancak ikisinin merkezinde de insanın yaşadığı siyasal ve toplumsal dünya var.”

“Yarının Yurdu”, geçmişin hafızasıyla bugünün gerçekliği ve henüz kurulmamış bir gelecek arasında bir anlatı kuruyor. Yedi öykü boyunca farklı coğrafyalara, insanlara ve siyasal-toplumsal meselelere uzanan kitap, okuru yalnızca hikâyelerin içine değil, “yarının yurdu”nun nasıl kurulabileceğine ilişkin daha geniş bir düşünce alanına davet ediyor.

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

ANTALYA KÜLTÜR SANAT kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi